Simit sat
Bizim gibi yaşa
Kaliforniya’nın San Jose kasabasında, bir binanın beşinci katında, birtakım pofuduk koltuklara oturmuş slayt hazırlıyordum.1 Ertesi gün New York’a uçup eğitim/tanıtım yapacaktık. Ve -inşallah- satış.
Geliştirdiğimiz yazılım o zamanki yapay öğrenme ürünlerinin en güçlülerindendi ama yapay öğrenme şimdiki kadar ünlü bir şey değildi. Konuştuğumuz firmalara hem bunun ne olduğunu, hem de onların dertlerini nasıl çözebileceğini anlatmak, göstermek, ikna etmek gerekiyordu. Bu rol de kısmen bana düşüyordu.
Önceki ay bir başka firmayla, büyük bir teknoloji firmasıyla bir ön çalışma yapmıştık. Müşterilerine video tavsiye edecekleri zaman kendi yöntemlerini değil bizimkini kullanmalarının daha “iyi” olacağını göstermek için, bir ufak deney.
Yüz binlerce kişinin telefonunda onların tavsiyeleri görünmüştü, yüz binlercesinde de bizim yapay öğrenmeli tavsiyeler. Sonra o kullanıcıların günde ne kadar video seyrettiğine bakılmıştı. Bizim tavsiyeleri görenler çok daha fazla vakit geçirmişti video başında.
Başarı.
İnternette videolar vb. seyrederek geçirilen vaktin tehlikeli düzeylere ulaşabileceği, böyle şeylerin insanların hayatını ele geçirebileceği fikri henüz çok yaygın değildi ama yaptığımız işte bir “tatsızlık” olduğu, bana aşikar görünüyordu. Sonuçtan gurur duymak bir yana, böyle kaba/hoyrat bir başarı ölçütünün kullanıldığı bir şeye bulaşmış olmaktan rahatsızlık duyuyordum.
Yapay öğrenme konusuna hem bilinç/akıl üzerine felsefi düzleme yakın bir meraktan, hem de bu tekniklerin insanların hayatını güzelleştirebileceğine/kolaylaştırabileceğine dair bir inançtan, bir yan dal/hobi olarak girmiştim. Ama kader/hayat -ve seçimler- beni bulunduğum bu yere getirmişti. Tıbbi uygulamalar ve sosyal sorunlar için kullanım derken:
Slayt hazırla.
Sıradaki, büyük finans şirketlerinden biri idi. İçimdeki çürüme hissine ek bir kat çıkıyordu bu. Gençliğimi düşünüyordum, lisedeki, üniversitedeki, doktoradaki halimi.
Üniversite öğrencisi Arkadaş -ya da onun bir gölgesi- bir yerde karşıma çıksa, heyecanla nelerle uğraştığımı sorsa, cevabı duyunca ne yapardı? Derdimi anlatabilir miydim? Anlatılacak bir derdim var mıydı?
Gelecek tokadı boynumu büküp kabullenmekten başka, yapılacak bir şey var mıydı?
Slaytlar. Bizim ürün. Ne kadar güçlü. Bir alsanız neler yaparsınız. Yapay zeka bilim, matematik: Hizmetinizde.
Muazzam bir iç sıkıntısı hasıl oldu. O sıkıntıyla birlikte, içeriden fışkırarak çıkmaya çalışan bir şey. Birtakım sözler. Slaytları kapattım, boş bir doküman açtım.
İlkokuldaki “öğretmenim” adlı şiirden sonraki ilk deneme.2
Boğaziçi hocaları ile bir yazışma hatırlattı tüm bunları.
Bu yazının etrafında gezindiği konular, halihazırda böyle şeylere karşı bir hassasiyeti olan insanları daha çok etkiliyor. Eğer böyle düşüncelerle hayatın gidişatına bakıp depresif bir ruh haline girmeye meyilliyseniz, girmeyin. Öğrenci iseniz, gelin konuşalım.

